• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/IslamOkulucom

Es Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu

ÜYELİK GİRİŞİ
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret184634
KATEGORİLER
KUR'AN HARF ve HAREKELERİ

SİTEYE TAM ULAŞIM
SİTE DİLİNİ DEĞİŞTİR
English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

+Facebookta Beğen





1. BÖLÜM

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN HAZRETLERİ'NİN HAYATI VE ESERLERİ

Doğumu

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, 1888 (h. 1304) yılında Silistre'nin Hezargrad kasabasının Ferhatlar köyünde doğmuştur. Tuna Nehri'nin güney kıyısında bulunan Silistre, önceleri Rumeli Eyaleti'nin önemli sancakları arasındayken Kanuni devrinin son dönemlerinden itibaren Özi Eyaleti'nin Paşa Sancağı haline getirilmiştir. Hezargrad ise, önceleri Silistre Sancağı'nın kaza merkezedir ve Tanzimat'tan sonra sancak merkezi bir kasaba haline gelmiştir. Asıl adı, Bulgarca'da 'virane' demek olan 'Razgrad'dır. Kuzeydoğusunda Silistre yer almaktadır. Bu yer şu anda Bulgaristan sınırları içerisindedir.

Süleyman Efendinin soyu Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşayan İdris Bey'e kadar dayanmaktadır. Fatih, İdris Bey'i Tuna Hanı tayin etmiş ve ayrıca kendisine kız kardeşini vermiştir. Dedeleri ise Kaymak Hafız ismiyle tanınan bir zattır.

Babası Hocazade Osman Efendi, tahsil hayatını İstanbul'da tamamladıktan sonra memleketi Silistre'ye dönmüş ve buradaki Satırlı Medresesi'nde yıllarca müderrislik yapmış meşhur bir âlimdir. Annesinin ismi ise Hatice'dir.

Osman Efendi ilmiyle amil, takva sahibi bir insandır. Bu zat, tahsil hayatını geçirdiği İstanbul'da bir gece rüyasında vücudundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıktığını ve etrafa ışıklar saçtığını görür. Osman Efendi daha sonra bu rüyayı kendisinden gelecek olan ve dünyayı manen aydınlatacak hayırlı bir evlada yorumlar. Osman Efendi tahsilini tamamladıktan sonra memleketi Silistre'ye gelir, evlenmek için saliha bir kız araştırır ve neticede Hatice isminde bir hanımla evlenir. Bu evliliği neticesinde Fehim, Süleyman Hilmi, İbrahim ve Halil isimlerinde dört erkek evladı olur.

Osman Efendi Silistre Satırlı Medresesi'nde müderris olduğu için çocuklarının ilk tahsillerini kendisi vermektedir. Bu arada o, rüyasında kendisine işaret edilen çocuğunun hangisi olduğunu anlayabilmek için merak ve ilgiyle onların hal ve tavırlarını izlemektedir.

Bu ilk tahsil sırasında Süleyman Hilmi, zeka, anlayış, öğrenme kabiliyeti ve bilhassa kılı kırk yararcasına bir İslamî hayat yaşamasıyla günden güne tebarüz etmekte ve diğer kardeşlerinden farklı olduğunu hissettirmektedir. Bu gelişmeler üzerine Osman Efendi rüyasında kendisine işaret edilen evladının Süleyman Hilmi olduğunu anlar ve daha sonra gelecekte önemli bir misyon yüklenecek olan oğluna maddi-manevi hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak ayrı bir ilgi ve alaka göstererek onu yetiştirir.

Tahsil Hayatı

Süleyman Efendi, ilk tahsilini kendi memleketindeki Rüştiye Mektebinde yaptıktan sonra bir müddet babasının da müderrislik yaptığı Satırlı Medresesinde ilim tahsil etmiştir. Daha sonra babası Osman Efendi, oğlunu yüksek tahsil yapması için İstanbul'a göndermiş ve ona şu nasihatlerde bulunmuştur: 'İstanbul'da parasız kalmak, ahirette imansız kalmak gibi zordur. Onun için iktisatlı ol, on kuruşa alacağın bir şeyi beş kuruşa almaya gayret et. Usul-ü fıkıh ilmine iyi çalışırsan dininde kuvvetli olursun. Mantık ilminde iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun...

Süleyman Efendi evvela Fatih Camii dersiamlarından Bafralı Ahmed Hamdi Efendi'nin yanında 'ulûm-u aliye' olarak isimlendirilen sarf, nahiv, belağat, mantık ve münazara gibi ilimleri ve 'ulûm-u âliye' denilen tefsir, hadis, fıkıh ve bu ilimlerin usullerini tahsil ederek birincilikle hocasından iczetnamesini (diploma) almıştır. (1916)

Süleyman Efendi, derslere olan iştiyakı ve üstün zekâsıyla hemen dikkatleri üzerine çekmiş ve medrese muhitlerinde kendi hakkında 'yetişirse iyi bir âlim olacak' görüşü yaygınlaşmıştır.

Süleyman Efendi, Ahmed Hamdi Efendi'den icazet aldıktan sonra Darü'l-Hilafeti'l-Aliyye Medresesi kısm-ı âli (İlahiyat Fakültesi) bölümüne kayıt yaptırmış, daha önce yapmış olduğu medrese tahsilinden dolayı buraya üçüncü sınıftan başlamış ve iki yıl sonra da mezun olmuştur.

Üstün başarı ile üniversite tahsilini bitiren Süleyman Efendi günümüz ifadesiyle akademik kariyer yapmak için Süleymaniye Medresesi'ne bağlı 'Medresetü'l-Mütehassisîn'e (yüksek lisans-doktora) kaydolmuştur. Bu okulun tefsir ve hadis, fıkıh, kelam ve hikmet, edebiyat olmak üzere dört bölümü vardır. O bu bölümlerden tefsir ve hadisi seçmiştir.

Süleyman Efendi buradaki tahsilinin ilk iki yılını tamamladıktan sonra 'İstanbul Müderrisliği Ruusu' unvanını almıştır. (1918)

27 Mayıs 1919 yılında ise Medrestü'l-Mütehassisîn'in tefsir ve hadis bölümünü birincilikle bitirmiştir. Süleyman Efendinin Medrestü'l-Mütehassisîn'de okuduğu dersler ve aldığı notlar şunlardır:

- Tefsir-i Şerif 10

- Usűl-i Hadis ve Nakd-i Rical 10

- Hadis-i Şerif 10 - Tabakat-ı Kurra ve Müfessirîn 10

- Risale (tez) 9.2

Ayrıca Süleyman Efendi Tanzimat'tan sonra ilk defa açılan ve bugün Hukuk Fakültesi karşılığında olan 'Medresetü'l-Kuzat'ı birincilikle kazanmış ve burada Roma Hukuku, Sakk-ı Şer'î, Ticaret-i Berriyye Hukuku, Ticaret-i Bahriye Hukuku, Hukuk-u Düvel gibi dersleri başarıyla okuyarak mezun olmuştur. Hatta o bu okulu birincilikle kazandığını telgrafla babasına bildirmiş ancak babası hüküm verme konumundaki insanların büyük bir mesuliyet altında olduklarını ve adaleti gerçekleştiremeyenlerin ise cehennemlik olacaklarını bildiren hadisler ışığında oğluna şu cevabı göndermiştir: 'Süleyman! Ben seni cehenneme göndermek için İstanbul'a yollamadım.'

Bunun üzerine Süleyman Efendi, babasına bir mektup yazmış ve mektubunda kendi maksadının hâkimlik yapmayıp zamanının bütün din ilimlerinde en zirve noktaya çıkmak istediğini dile getirmiştir. Nitekim daha sonraki hayatına bakıldığında da onun hâkimlik yapmadığı görülecektir. Bu şekilde Süleyman Efendi, yüksek tahsilini ve akademik kariyerini de üstün bir başarıyla tamamlayarak devrinin seçkin âlimleri arasına girmiştir. Eserleri

Süleyman Efendi fazlaca kitap telif etmemiştir. Kendisine neden kitap yazmıyorsun diyenlere ise şu cevabı vermiştir: 'Selefin mum ışığında yazdığı baha biçilmez hazine misali eserlerin toprağa gömülerek çürüdüğünü, bakkallara satılarak çöplüklerde çiğnendiğini, bir kısmının da kütüphane raflarında tozlanmış ve çürümeye terk edilmiş olduğunu gördüm. Medreseleri kapanmış, yazısı değiştirilmiş, din ilimleri yok olmaya yüz tutmuş olan bir zamanda, kitap yazmaktansa, yazılan ilmî eserleri anlayarak anlatacak ve ilmi satırdan sadra intikal ettirip yaşatacak talebe yani canlı kitap yetiştirmeyi daha lüzumlu buldum.'

Bununla birlikte Süleyman Efendinin kaleme aldığı eserleri şunlardır:

1) Yepyeni Usul ve Tertiple Kur'an Harf ve Harekeleri: Süleyman Efendi Kur'an'ın öğretilmesi amacıyla tertip bu eserinde yeni ve kolay bir usulle Kur'an-ı Kerim'i öğretmeyi hedeflemektedir. Ve bunda da başarılı olmuş bu eser sayesinde pek çok kişi Kur'an'ı okumayı öğrenmiştir.

2) Mektuplar ve Bazı Mesail-i Mühimme: Bu eserde Süleyman Efendi'ye ait mektup ve bazı yazıları toplanmıştır. Bu eserde tarikat erbabının hallerinden, sohbet ve adabından ve tarikat ehlinin kaçınması gerekli olan şeylerden bahsedilmektedir.

3) Risale-i Kibrît-i Ahmer: Bu eserde kelam ve tasavvufla alakalı değişik mevzular işlenmektedir. Ayrıca bu eserlerinden başka 'Risale-i İksîr-i Ulûm ve Ma'rifet' isimli bir eserinin daha olduğu bilinmektedir.

Vefatı

Süleyman Efendi, yüksek derecede şekerden dolayı 16 Eylül 1959 tarihinde, 71 yaşında iken dar-i bekaya irtihal eylemişlerdir. Hastalığının ağırlaştığı demlerde, zamanın hükümetinin de izniyle Fatih Camiinde Fatih türbesinin yanına defnedilmesi kararlaştırılır. Ancak daha sonra bizzat içişleri bakanı Namık Gedik'in emriyle Karaca Ahmet mezarlığında açtırılan mezara gömülmesi için yakınları zorlanmıştır. Altunizade'den büyük bir cemaatle yola çıkan cenaze, yolu kesilerek Karaca Ahmet istikametine döndürülmüştür. Cenaze sahipleri feraset ve dirayetle hadise çıkarmadan bu karara rıza göstermişler ve Süleyman Efendi'yi Karaca Ahmet mezarlığına defnetmişlerdir.

Bugün Karaca Ahmet'teki kabri her gün binlerce talebesi tarafından ziyaret edilip Fatiha okunurken; cenazelerini engelleyen Namık Gedik'in öldükten sonra cesedi bilinmeyen bir çukura atılmıştır.

Burada Düzceli Hafız Hilmi Ak'ın anlattığı ve aynı zamanda Süleyman Efendinin açık bir kerameti olan şu hadiseyi zikretmekte fayda mülahaza ediyorum: 'Ben İstanbul'da okurken Süleyman Efendi Hazretleri zaman zaman beni yanına alırlar, sohbet meclislerinde bana Kur'an-ı Kerim okutturur ve 'aferin küçük hafız' diyerek iltifat ederlerdi. 1938 yılında yine böyle bir sohbet meclisinde Efendi Hazretleri başını göğsüne eğerek bir müddet tefekküre daldı ve daha sonra başını kaldırıp şunları söyledi: 'Öyle devlet adamları, öyle hükümetler gelecek ki, bizim için kazdırılan mezarımıza bile bizi koymayacaklar.' Ancak ben bu sözlerin manasını ancak 16 Eylül 1959 günü anlayabildim.'

SAAT
SİZE SUNDUKLARIMIZ
Hava Durumu
Anlık
Yarın
23° 31° 23°